Yengemle Zaten Yaşanacaktı Bu

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Yengemle Zaten Yaşanacaktı Bu
Yaklaşık 7-8 saatlik yolculuğun ardından memleketime baba evine ulaşabilmiştik. Annemin kabına sığmaz heyecanı, babamın daha sakin dursa da gözlerindeki özlem, insanı çepeçevre sarıyordu. Esasen benden daha çok torunlarına kavuşma sevinciydi bu.

On altı sene önce üniversiteyle terk ettiğim ve ancak seyrek zamanlarda geldiğim bu taşrayı özlediğim söylenemez. Hiç bir zaman da özlemedim. Halbuki ne çok anı vardı burada; çocukluğum, gençliğim, öğrenciliğim, arkadaşlıklar… O zamanlarda bile buraya ait olmama hissi baskın bir şekilde hissettiriyordu kendini. Bu kasabayı; insanı öğüten, tekdüzeleştiren, boğan bir fırına benzetiyordum. Sadece ailem ve bir elin parmağı kadar insan iz bırakıyordu bende. Sonunda üniversite, iş, evlilik derken İstanbul’a kök saldım.

Zaman ne kadar da çabuk geçiyordu. Her şey nasıl da hızla dönüşüyordu. Bu küçük kasabanın bile sokaklarını tanıyamıyordum. Elbette ben de… Şimdi memleketime eşim ve çocuğumla geliyordum.

Seyreden iki gün birkaç defa çarşıya inip tanıdıkları gördüm. Genelde evdeydim. Gelenler gidenler oldu; akrabalar, tanıdıklar derken 2 gün geçmişti bile. O günün akşamı dayım, çocukları ve yengem Ela geldi.

Ah Ela,Canım Ela! Ne çok seviyordum onu.

Ela yengem, benden 5 yaş küçüktür. Zaten neredeyse çocuk yaşta, on beşinde evlendiğinden neredeyse beraber büyüdük. Özellikle babamla yaşadığım çatışmalarda ne çok kahrımı çekmişliği vardır. Bana hep anaçtı, dosttu, sırdaştı Ela. Hiç unutmam; babamla münakaşa etmiştik, ben yine babaannemin boş evinde yatıp kalkıyordum. Beni aramış bulmuştu da kocasından aldığı harçlıkları bana vermişti. Unutulmuyor böyle şeyler, geçmişinde izler bırakıyor.

O akşam ziyarete geldiklerinde de sıkıca sarılmıştım ona. Sarıldığımda zannettiğimden daha fazla özlediğimi anlamıştım. Hep aynıydı Ela; azıcık kilo almış olsa da yine ince yapılı, saçları hep basit kesim kahverengi…

Çaylar içildi, sohbetler edildi, çocuklar oynadı bir taraftan derken uğurladık dayımları.

O akşam herkes yattıktan sonra, sigaramı ve biramı alıp terasa çıktım. Gökyüzü berraktı. Bu İç Anadolu kasabasında yıldızlar parlaktı. Belki de geldim geleli ilk defa yalnız kalabiliyordum. Ağaçlıklardan gelen börtü böcek sesleri gecenin resmini tamamlıyordu. Az önce uğurladığım Ela geldi aklıma. Ela’yı, geçmiş zamanı düşünmek istedim. Biramdan bir yudum aldım, sigarama devam ettim.

Anıların içinde bir oraya bir buraya savrulurken Ela’nın büyük gözleri çakıldı aklıma. Gözlerinin ne kadar güzel ve büyük olduğunu ilk fark ettiğimde, daha yeni evlenmişti. Hemen kaynaşmıştık. Buranın bir köyündendi Ela. Köylü kızıydı yani. Liseyi daha sonra dışarıdan bitirmişti. Vakur ve kendinden emin tavrı hissediliyordu. Hoş, böyle de olsa dedemlerin ve diğer aile ulemasının tuhaf tavırlarına maruz kalıyor, ezildiği zamanlar oluyordu. Herneyse, evliliğinin ilk zamanlarıydı ve çoktan kaynaşmıştık. O gün annemle ben dayımda kalmıştık. Eski evlerinde yaşıyorlardı o zamanlar. Hiç unutmuyorum çok keyifli bir akşamdı ve ısrar etmişlerdi, bırakmamışlardı. Ben mutfakta çekyatta yatmıştım. Sabah olunca Ela’nın tıkırtılarına uyanmıştım. Gözümü zar zor açıp baktığımda, herkesten önce uyanmış kahvaltı masasını hazırlıyordu.
“-Günaydın.” demiştim kısık gözlerle
Mutfak tezgahından bana dönüp gülerek
-Uyandırdım mı seni? diye sormuştu.
Sonra gelip, yarım yatar pozisyonda yanıma ilişmişti.
– Rahat uyuyabildin mi? diye sordu tebessümle.
– Uyudum uyudum
– Mutfak güneş alıyor, zaten uyutmazdı seni.
– He he… Kalktı mı evdekiler?
-Dayın kalkar şimdi deyip mutfak tezgahındaki işine döndü.

15-20 saniyeliğine de olsa yanıma uzanmasına garipsemiştim. Eminim o an evdekiler de görse garipserlerdi. Ben de pek üzerinde durmasam da ilk defa o zaman fark etmiştim Ela’nın gözlerinin ne kadar güzel olduğunu. Ben o anı hiç unutmadım. Dirseğinin üzerine yanıma uzanışı, yüzündeki tebessümü ve gözleri bir fotoğraf karesi gibi zihnimi bir tarafında kalmıştı.

Sigaramdan bir nefes çekip geceye üflerken dumanı yine o an gelmişti aklıma.

Geleli 5 gün olmuştu. Bir esnaf arkadaşım Veysel’in dükkanında oturuyordum. Akşam saatiydi. Teyzem telefon etti.
– Onur neredesin sen” diye sordu
Sanırım teyzem de gelmişti.
– Teyzeciğim memleketteyim, sen neredesin?
– E oğlum ben 2 gün önce geldim. Birkaç güne eniştenin memleketine gideceğiz. Görmedim seni?
– Neredesin şimdi? Geleyim yanına teyze?
– Ela’nın yanındayım. Hadi gel, bi göreyim yeğenimi dedi ve kapattı.

Kalkarken Veysel
-Oğlum akşam buluşuyoruz di mi? Akraba makraba yeter artık.
-Tamam tamam arayacağım ben sizi, gelirim yanınıza, deyip kalktım.

Ela’ya gittim. Teyzemle hoşbeş muhabbet ettik. Derken Teyzem:
– Dayını da görecektim ama İzmir’e gitmiş
– Aa! Niye? diye Ela’ya sordum.
– Fuara gitti. Ertesi gün de makine bakacakmış, dedi
– İşi büyütüyor anlaşılan. hadi bakalım, dedim.

Teyzemle bir süre daha lafladık. Geleli 2 saat olmuştu bile. Kalkmam gerektiğini arkadaşlarla buluşacağımı söyledim ve daha yanlarındayken Veysel’i aradım.
– Hani neredesiniz?
– Sen hala dayınlarda mısın?
– He valla
– Tamam seni ben alayım
– Yok ben kendi arabamla geleyim.
– Oğlum kafa bir dünya olur bizde. İçimizden en sağlam olanı bari kullanır arabayı
– iyi tamam, dedim ve bi süre sonra Veysel aldı beni dayımlardan.

Göl kenarına gittik. Masa kurulmuş, soğuk biralarımızı yudumlarken arabadan gelen müzik sesine arsızca siyaset tartışmaları, birbirini ikna etme ısrarları karışıyordu. Benim ise aklımda şimdi Ela’nın yanında olmak vardı. En azından birkaç saat Ela’yla laflamayı ne çok isterdim diye geçiyordu. Sanırım Elanın da yalnız oluşu tetiklemişti bu isteği. Aşık olduğum kızları anlatırdım ona; babamla münakaşalarımızı, hayatla olan çelişkilerimi… Az başını ağrıtmamıştım.

Alkol takımına kalkmak istediğimi söyledim. Israr etseler de evde hanımın beklediğini falan mazeret ettim. İlhan beni bırakabileceğini söyledi. Veysel, İlhan’a beni dayımın evine bırakacağını, arabamın orada olduğunu söyledi.

Aracın yanına geldik, İlhan’a teşekkür edip indim. Dayımların evi 3. katttaydı. Saat 23.00 civarıydı ve lambaları yanıyordu. Bir yoklasam mı Ela’yı, telefon etsem naber desem mi diye geçti içimden. Saate baktım hayli geç olmuştu. Neyse deyip elimi cebime attım, anahtar yok. Diğer ceplerime baktım, yok. Tam kaybettim diyecekken aklıma Veyselin beni aldığında anahtarı dayımlarda bıraktığım geldi. En azından sağlam bir mazeretim olmuştu. Hemen Ela’yı aradım.
– Ya Ela naber?
-iyiyim Onur.
Sesinden her zamanki tebessüm vardı..
– Ya ben anahtarımı sende bıraktım sanırım. Kanepede otururken kenara koymuştum. Çıkarken almadım, eminim.
-Burada burada merak etme. Az önce buldum ben de. Sana mesaj atacaktım ama bir korku yaşatayım dedim. Aramasaydın az sonra mesaj yazacaktım zaten.
– Bak bak! Hala ilkokul şakaları… Ben evin oradayım, arabanın yanında.
– Ha burada mıydın, gelmiş miydin?
-He ya arabayı alacakken fark ettim zaten
– İyi hadi gel. Çocuklar uyuyo.zile basma.
– Tamamdır, deyip dayımın katına çıktım.

Koridordan yürürken Ela kapıyı açtı. Üzerinde beyaz geceliği vardı. Dizlerine kadar uzanan ve uzun bir tişörte benzeyen, ince penye, üzerinde İngilizce bir şeyler yazan bir gecelikti. Saçının bir kısmı bağladığı lastik tokadan kurtulmuş ev halindeydi. Yanına yaklaştığımda yüzünü ekşiterek:
-Püff kokuya bak! Sen gelmeden kokun geldi.
– İçtim uleyyynn ne var…Yok be şaka. o kadar çok içmedim. Sen de Allahtan uyumamışsın. Evin ışıklarını açık görmesem arabayı bırakıp taksiyle gidecektim.
– Gel sana bi kahve yapayım. Öyle git. Anacığın alkolik geldi eve demesin.
-Oy oy!… Seni duyan da her akşam içip içip evin yolunu bulamayan biri sanacak. Valla kahve süper olur dedim
İçeri girdim. Salona yöneldim. Ela önden gidip salonun üst perdelerini de kapattı. Ne kadar yakın olursak olalım, bu saatte birinin yengesiyle evde başbaşa kalması doğru bulunmaz. Ela’ya pek belli etmesem de onunla biraz laflamayı zaten akşamdan bu yana istiyordum.

Dayımın gayet güzel bir evi vardı; apartmanın son iki katı, içten merdivenli. Alt kat; geniş bir salon amerikan mutfağı, çocukların odaları ve banyo; üst kata burgulu bir merdiven ile çıkılıyor ve yine geniş bir oturma alanı, terasa bir çıkış, banyo ve yatak odası. Ela’nın bu evi özene bezene dekore ettiği belliydi. Kızcağız evliliği boyunca gördüğü tek güzel olan şey belki de bu evdi. Özellikle kayınvalidesinin -yani anneannemin- ve sülalenin sığ kafalarında köyden gelen gelindi o. Çocuk yaşta geldiği için bu aileye, aile uleması otoriteyi hemen kabul ettirmeye çalışmışlardı. Uzun yıllar az ezilmedi, haksızlık edilmedi Ela’ya. Dayımın da bu konuda esamesi okunmuyor ve daha çok annesinden yana tavır koyuyordu. Sülalede öteden beri hep konu olmuştu bu durum. Yalnızca annem, ben ve birkaç kişi yengemi korumaya çalışırdık. Tabi zamanla kırıldı bu durumlar. Ela daha net tavırlar koyuyor, hakkını daha net savunuyordu. Belki de bu ev ona ödül gibi geliyordu.

Salona yöneldik. Kanepeye oturdum. Televizyon sesi kısıktı. Ela kahveyi hazırladı geldi. Kendisine de yapmıştı. Bir sürü şeyden konuştuk. Yanımızda diğerleri varken pek de konuşmayacağımız şeylerdi bunlar. Aslında hep ben konuştum; evliliğimdeki sorunlar, kişisel bıkkınlıklarım, isteklerim vs.

Ela her kelimemi can kulağıyla dinliyordu; çoğu zaman elini çenesine destek yaparak, anlatımımın duygu haline göre değişen yüz mimikleriyle ve insanı evinde hissettiren tavrıyla benim de dilimi çözüyordu. Kahvem çoktan bitmişti. Bana bir tane daha içip içmeyeceğimi sordu. “-İçerim ya” dediğimde biraz daha kalacağım için mutlu olduğu belli ediyordu.. Tam o arada eşim aradı. Telefonda konuşmak için mutfağın yanındaki balkona çıktım. Eşim arkadaşlarımla olduğumu düşünüyordu. Eşime geç geleceğimi beni beklememesini söyledim.
Balkondan içeri girerken, Ela;
-Üst katta oturalım. Çocuğu çişe kaldırıcam. Hemen dalmıyor. Sesimize uyanır falan.
-İyi tamam..

Üst kata çıktım. Büyük koltuğa değil de koltuğa sırtımı dayayarak halının üzerine oturdum. Telefonumu çıkardım. Sosyal medyaya bakınıyordum. Birkaç dakika geçmişti ki Ela kahveyle çabuk geldi. Yanıma oturdu.
-Hemen daldı.Oyun oyun yoruldu bugün.
.
Sesi daha normal tondaydı şimdi. Karşımızdaki pencerenin perdeleri çekilmemişti. Zaten dışarıdan içeriyi görebilecek bir ev falan da yoktu. Yıldızlar görünebiliyordu oturduğumuz yerden. Bir süre kalakaldık o halde. İkimizin de geceden aynı tadı aldığı belliydi. Geçen zaman, etrafımızda bizim dışımızdaki gürültünün içinde kaybolan seslerimiz, uymak zorunda olduğumuz yaşamın akıntısı ve ancak kendimize ait olduğumuz şu andaki zamanın dinginliği gecede tek vücut oluyordu.
Ela bir anda ağlamaklı oldu, gözleri sulandı. Bunu beklemiyordum ama hemen az çok neden hüzünlendiğini tahmin ettim. Dayımla kavgaları kulağıma çalınmıştı. Eminim benim duyduğumu da biliyordu. Görünmeyen bir mutabakatla kendisi ile ilgili konuşma sırası ondaydı da, konuyu anlatamadan gözleri dolmuştu,.
-Ya boş ver ya! Bıktım bunları yaşamaktan da, konuşmaktan da, deyip başını omzuma koydu.
-Şşşttt! Şşştt! Tamam tamam… Duydum, annem söyledi. Sen zoru çoktan atlattın. Her şey daha iyi olacak senin için bundan sonra dedim.

Ses tonum şefkatliydi ve konuyu uzatmama isteğini anlayışla karşıladım. Kaldı ki bizi içine yuvalayan bu büyülü sessizliği benim de bozmaya niyetim yoktu.

Ela ile bu halde; yakın temaslı içten durumlarımız daha önce de yaşanmıştı mma günün bu saatinde, birilerinin gelebileceği ihtimali olmadan, böyle halının üzerinde yanyana oturmamız… Evet çok normalmiş gibi davranıyorduk. Esasında pek öyle olmadığının ikimiz de farkındaydık. Kolumu yanından kaldırıp omzunu kavradım. Omzundaki başına dönüp dudaklarımı alnında saçının başladığı yere dayadım. Az önce gösterdiğim şefkati, bu hareketimle ben senin yanındayım mesajıyla göstermiştim.

Birkaç dakika o halde kaldık. Saçında şampuan kokusunu alabiliyordum. Omzundaki elim ensesine ulaştı ve ensesini ovalamaya koyulduğum. Ela’nın kadın olduğu olgusu şefkatin yerine geçti. Ela’yı arzuladığımı hissettim. Üstt kata çıktığımız andan itibaren, yanyana otururken şu 5-10 dakika içinde bu his azar azar da olsa kendini hissettiriyordu zaten bende. Ama o an ensesinin, boynunun hatları parmak uçlarımda; saçının kokusunu solurken geçen her an ikimizi de başka bir boyuta taşınıyordu. Fakat önümüzdeki duvar da en az bu duygu kadar güçlüydü; o beni yengemdi, dayımın karısıydı…Aklım karmakarışık olmuştu.

Artık bu andan sonra çepeçevre bu düşünceyle kuşatıldım. Sadece başlarımızı küçük kıpırdanmalarla hareket ettiriyor; istifimizi bozmuyorduk. Ela, başını burnunun üstü çeneme temas edecek kadar kaldırdı. Ben de yanağımı alnının yanına sürtüyordum hafifçe. Sanki gece bizi avcunun içine alıyor, bizi iradelerimizden sıyırmaya çalışıyordu. Sanırım bu büyük irade savaşını Ela da benim kadar yaşıyordu.

Konuşmuyorduk. Neredeyse yanak yanağaydık artık. Soluk alış verişlerimiz daha net duyulabiliyordu . İkimizin de birbirimize başkalaştığını anlayabiliyorduk. Bu andan itibaren karşı koyamayacağımız bir durumuma girmiştik.

Dudak kenarlarımız temas etti önce. Elanın ılık nefesi diğer yanağıma çarpıyordu Korkak adımlarla santim santim ilerleyen dudaklarımız birbiriyle buluştu. Öpüşmeye başladık. Gece bizi tamamen özgür kılmıştı artık. İçinde bulunduğumuz bu oda yerinden sökülüp bu dünyadan ayrılmıştı sanki. Bu andan itibaren kimin nesiyiz kimin fesi, anlamsızlaşmıştı; sadece bir kadın ve bir erkek vardı.

Ensesindeki elimle saç tokasını çıkardım. Kesintisiz ve giderek daha birbirini sahiplenen dudaklarımız birbirimize nasıl susadığımızı ifade ediyordu. Saçlarının arasında parmaklarımı dolaştırıyordum. uzun bir süre dudaklarımız ayrılmadı birbirinden.

Boştaki elimi yavaşça diz kapağına yerleştirdim. Bacak arası boyunca yukarı kaydırmaya başladım. Hafifçe araladı bacaklarını. Avuç içimi külodunun üzerinden kadınlığına kapakladığımda dudaklarımı emer gibi öpmeye başladı. Nefesi doluyordu ciğerlerime. Kabuklarımızdan sıyrılıyorduk sanki. Hiç konuşmuyor ve kesintiye uğramadan akıntıya bırakmıştık kendimizi.
Ellerimi koltuk altlarına geçirdiğimde göz göze geldik. Güzel gözlerindeki arzuyu görmüştüm.

Onu yerden koltuğa kaldırdım. Bir bacağı koltuğa uzanmış, diğer ayağı hala yere temas eder şekilde yavaşça uzandı koltuğa. Ben dizlerimin üzerine hala halının üzerindeydim. Eğildim. Bacaklarının iç kısmını öperken, geceliğinin eteği alnımda birikiyordu. Yukarı kayıyordu dudaklarım. Tenini kokusu öyle baştan çıkartıcıydı ki…

Neredeyse küloduna ulaştığında dudaklarım, başımı tuttu ve kaldırmak istedi ve bir nefes boşalmasıyla “- hayır, hayır” dedi. Ne yapmak istediğimi anlamıştı ve daha önce hiç yaşamamıştı belki de. “-Şşşşttt bu gece bizim” dedim ve engelledim ellerini. Artık Ela’nın utanacak, karşı koyacak bir hali kalmamıştı.

Parmaklarımı, beyaz külodunun kadınlığını kapatan kısmının yan lastiklerine dayadım ve yana çektim. O kadar ıslanmıştı ki, penye külodu bile salyamsı bir şekilde sırılsıklam olmuştu. Dudaklarımı amıyla buluşturdum. İştahla yalıyordum. Yer yer ani kasılmalarla kalçasını yukarı aşağı çarpıyordu. Dudaklarım yarım açık halde dilimi yarığı boyunca hızla hareket ettiriyor, bir anda dudaklarımı tümüyle yapıştırıp emiyordum Ela’nı amını. O kadar baştan çıkartıcı bir tadı vardı ki…Sadece onu yalayarak kısa sürede birkaç defa boşaldı.

Hala o pozisyondayken külodunu tamamen çıkardım. Ellerimi dizlerini arkasına kenetleyip bacaklarını ayırarak kaldırdım. Tekrar yapıştım yengemin kadınlığına… İnanılmaz çok zevk alıyordum. Hele Ela… Nefeslerimiz belirginleşmiş, zaman zaman iniltiye dönüşüyordu. Seyrek kılları yeni uç veriyordu. Dudağımı amından azıcık ayırdığımda, akıntısı balımsı bir şekilde dudaklarımla kadınlığı arasında uzuyordu.

Dizlerimin üzerine doğruldum. Üzerimdeki kıyafetleri hızlıca çıkarmaya çalışıyordum. Ela olduğu yere yığılıp kalmış, nefesini düzeltmeye çalışıyordu. Ayağa kalkıp altımdakilerden de kurtuldum. Sonra tekrar dizlerimin üzerine çöküp Ela’yı koltukta karşımda oturur duruma getirdim. Saçları dağılmıştı. Gözlerimiz birbirine çakılmıştı. Ela kenarlarından tuttuğu geceliğini başından sıyırarak çıkardı. Sonra da sutyeninin kopçasına ulaştı eli ve ondan da kurtuldu. Çırılçıplaktık artık.

Dudak kenarlarımda hala Ela’nın akıntısı, ağzımda tadı vardı. Ve tekrar öpüşmeye koyulduk. Meğer ne kadar istiyormuşuz birbirimizi. Nefesimiz, tenimiz meğer ne kadar birbirine aitmiş. Boynundan omuz başlarına, oradan göğüs uçlarına kayan dudaklarım teninde ıslak bir iz bırakıyordu. Şişkinleşmiş meme uçlarını yalarken Ela’nın parmakları saçlarımın içindeydi.

Sanki ait olduğum topraklardaydım. Bu teni, kokuyu ve tutkuyu sanki yıllardır biliyordum. En ufak bir garipseme hissedilmiyordu. Başımı kaldırıp kısık bir sesle ona “- Seni deli gibi sikmek istiyorum” dedim. Söylediğimi tuhaf bulmuş olabileceğini düşünsem de o kadar birbirimize aittik ki ve her eylemimiz meşru geliyordu ki artık…Söylediğim sözle ona ne kadar azdığımı ifade ediyordum. Yanaklarımı avcunun içine aldı, haz ve şefkat karışımı bir tonlamayla, “- Çok İstiyorum Onur seni. O kadar mutluyum ki” dedi. Ve tekrar sevişmeye koyulduk.

Onu koltuktan aşağı çektim ve döndürüp gövdesini koltuğa yatırarak domalttım. Dizlerimin üzerinde, tam arkasında ellerimi kalçalarına yapıştırıp ovalarken hem ona hem kendime şevhetin en büyülü halini yaşatmak istedim. Eğildim, kalçasını ellerimle ayırarak dudaklarımı kuyruk sokumuna yerleştirdim. Sanki bir başka evreye geçmiş ve kendimizi azgın duygulara bırakmıştık. Dudaklarımı aşağı kaydırarak arka deliği ile buluşturdum. İkimiz de tümüyle kendimizden geçmiş bir haldeydik ve hiç bir hareketimizi sorgulamıyorduk. Yüzüm Ela’nın arkasına yapışık bir haldeydi artık. Arka deliğini ıslak ıslak yalamaya koyuldum. Ani refleksler le ileri doğru kasılıyordu. Ela, elini koltukla bedeni arasından altına uzatıp, kendini okşamaya koyuldu bu anda. Kalçalarına yapıştırdığım ellerimle arkasını olabildiğince ayırıyor ve dilimi en geniş haliyle yengemin arkasına sürtüyordum.

Usulca doğruldum arkasında. Ela kendini okşamaya devam ediyordu. Elimi kendini okşayan elinin üzerine koydum. Parmağını nasıl da sertleştirip klitorisi ile oynadığını hissettim. Diğer elimle başparmağım bu esnada Ela’nın arka deliğini okşuyordu.. O kadar sertleşmiştim ki artık… Elimle kavradığım sikimi Elanın amına temas ettirdim. Kendi elini çekti orasından. Yarığı boyunca sürttüm ve yavaşça içine girdim. Dardı. Kesik kesik nefes alışından zorlandığını anlayabiliyordum. Birkaç gitgelden sonra kasıklarım kalçasına yapışacak kadar tümüyle girdim ona. Her giriş çıkışım bir öncekine göre hızlanıyordu. İçine girerken büzülen; çıkarken çükümü kavrayan deliğini izliyor, çükümün nasıl da parladığını farkediyordum.

Odanın içini, nefeslerimiz ve bedenlerimizin eşyelara sürtündükçe çıkan sesi dolduruyordu. Ela yanağını koltuğa dayamış ve yarı baygın gözlerle inliyordu. Mırıldanır gibi bir şeyler söyledi. Nefes nefeseyken –Hıı? diye tekrarlamasını istedim. Yarı baygın şekilde “ – Sik beni, sik beni Onur” dediğini işittim. O kadar azdırmıştı ki bunu söylemesi daha sert girip çıkmaya koyuldum. Kasıklarımın baldırlarına her çarpışında çıkan şaklama belirginleşmişti… Bir süre sonra geleceğim diye inlemeye başladım. Ela, kalçasını iyice belirginleştirmiş yay gibi durur halde “- İçime boşal, içime boşal” diye tekrar edip durdu. Ve sonunda kasılarak ve içindeyken boşaldım. Az önceki sesler kesilmiş yerini muazzam bir şevhet kokusu almıştı..

Heykel gibi duruyorduk. Ancak bir süre sonra sırtını okşamaya başlayınca çözülmeye başladık. Yana geçip halının üzerine oturdum. Dizlerim kıpkırmızı olmuştu. Ela da koltuktan akar gibi yanıma oturdu. Sakinleşmiştik artık.
-Biz n’aptık Onur diye sormayacağım. Hayatımda daha mutlu olduğum başka bir an olmadı.” diyebildi
-Biz o kadar çok şeyde birbirimize aittik ki zaten belki de bu eksik kalıyordu. dedim ve sarıldık birbirimize.

Bacağımı yastık yapıp uzandı Ela, bana döndü. Yüzünü ve saçlarını okşuyordum. Sonra gözlerini çüküme çevirdi. İnikti. Uzandı ve inik haliyle dudaklarının arasına aldı.Aslında bunu hiç beklemiyordum. Elanın sikimi yalarken acemiliği çok belliydi. Bana ayak uydurmaya çalışıyordu. Belki de yapmak istediği şeylerdi de, dayımla yaşayamıyordu bunları. Yine de çok zevk alıyordum acemi dudak hareketlerinden. Sadece birkaç saniyede tekrar sertleştim. Ucunu bir dondurma gibi yalıyordu. Ben de onu kamçılayacak iniltiler çıkarıyordum.

Kalktı. Dizlerini kalçamın yanlarına dayayıp kucağıma geldi. Elini alta uzattı ve kavradığı çükümü deliğine denk getirdi ve çökmeye başladı. Tekrar içindeydim. Tümüyle oturdu üzerime. İnip kalkmaya başladığında inanılmaz zevk alıyordum. Bu defa süreci yönlendiren kendisiydi. Sol eliyle memesini alttan tuttu, sağ eliyle de ensemi kavrayıp göğsünü dudaklarıma yapıştırdı.

Uzun uzun meme ucunu yaladım. Vücutlarımız terden sırılsıklam olmuş halde öyle ateşli sikişiyorduk ki… Yüzünde aniden değişen ifadeler vardı o anda; kah tebessüm ediyor kah baygınlaşan gözlerle bakıyordu. Uzun bi süre bu halde seviştikten sonra ona yine geleceğimi söyledim. Hemen apar topar kalktı. Damar damar sertleşmiş erkekliğimi sıvazlamaya başladı. Koltuğa sırtımı dayamış, halının üzerinde yarı yatar pozisyonda tamamen kasılmıştım ki volkanik bir fışkırmayla boşaldım.

Sonrasında pek konuşmadık. Kalkıp banyoda vücudumu kontrol ettim. Giyindim ve eve gitmek için kalktığımda birbirimize sarıldık. Onu kafasından, yanağından, dudağından defalarca öptüm. Konuşmuyorduk ama bu içten sarılış, yaşadığımız şeyin hayatımızda kendimize ve birbirimize yaptığımız en iyi şey olduğunu anlatıyordu. Bana sadece:
-Ben bu geceyi birçok defa düşlemiştim, dedi.

NOT: Beğenmeniz durumunda, yengem Ela ile yaşadığımız bir olay daha var; isterseniz onu da anlatırım.

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir