Perili Ev

Perili Ev
Bizim mahallede içinde kimsenin oturmadığı yıkık dökük terk edilmiş bir ev vardı, haliyle “perili ev” derlerdi oraya. Camları kırıktı, kapısı filan da yoktu, sokakta oynarken tuvaleti gelen çocuklar, anneleri bir daha dışarı salmaz diye eve gitmemek için içeri girip korka korka tuvaletlerini yaptıklarından(!) içerisi sidik ve bok kokardı sürekli. Arka bahçesinde top oynamaya bayılırdık. Nereden mi biliyorum? Ben de o bahçede oynayan çocuklardan biriydim. Kışın sokaklarda yaşayan evsizlerin içeride ateş yakıp oraya sığındıklarını da görürdük kimi zaman ama genellikle herkes uzak dururdu o evden. Annem, “O eve girip de bitlenip pirelenirsen valla sokağa atarım seni, köpekler gibi sokakta yatarsın”, derdi bana. Yine de, “Aman üstünüze yıkılır, sakın ha sakın içeri girmeyin”, diyen büyüklerimize inat mecbur kaldık mı girerdik o eve. Çocukken en iyi arkadaşlarım olan ikizler Fırat ve Murat’ın aksine ben biraz minyon ve zayıf bir çocuktum. O zamanlar şimdiki halimin tam zıttıydım yani. Genelde de yaşıtlarıma göre de hep ufak kaldım o dönem. O nedenle de genelde kendi akranlarım bile bana abilik taslar, diğer çocuklardan korumaya çalışırlardı.

Neden bilmiyorum ama hoşuma giderdi bu durum, belki de sevildiğimi, özel olduğumu hissediyordum o şekilde. Karşı komşumuzun serseri ve bekar bir oğlu vardı: Uğur abi derdik. Sarışın, yakışıklı bir genç adamdı ama bir baltaya sap olmadığı için evlenemiyordu. Bazen bize perili evin arka bahçesinde top oynatır, hepimizi teker teker kaleye geçirir “Yakala lan!”, der şut çekerdi. Top ağzımıza burnumuza götümüze çarpar dururdu ama biz gene de kaleci olup Uğur abinin çektiği şutları usta kalecilermiş gibi karşılamaya can atardık. Bir yaz öğleden sonrasıydı, perili evin arka bahçesine gitmiş, arkadaşlarım Fırat’la Murat’ın gelmesini bekliyordum. Ortalık sessiz, in cin top oynuyordu. Bir yandan da tek başımayım diye biraz da korkuyordum ama eve dönmeyi de istemiyordum. Meğer ikizleri babaları Osman amca almış onları denize götürmüş o gün, yani boşuna beklediğimin bile farkında değildim. Elime bir taş alıp perili eve doğru atacakken birden bahçedeki çalıların arasından bir hışırtı duydum, korkuyla o tarafa bakınca Uğur abinin bana el salladığını fark ettim. “Gel lan buraya dingil”, dedi fısıltıyla. Hemen yanına koştum. “Naber abi?”, dedim aptal aptal sırıtarak. “Şşş, ses kes” dedi, “İcraat var içerde amına koyayım…”. Çocuk aklımla hiçbir şey anlamamıştım ama ben de onun gibi çalıların arasına girdim ve nereye baktığını görmeye çalıştım.

Perili evin dar bodrum penceresine doğru baktığını farkettim. Gördüklerime hiçbir anlam veremedim ama içeriye güneşin vurduğu bir yerde bakkal Hüseyin amca, öne doğru eğilmiş komşumuz Refika teyzenin arkasında pantolonu koca kıçından sıyrılmış halde bir öne bir arkaya gidip geliyordu. Uğur abi, “Refika orospusu gene borç sildiriyor”, dedi fısıltıyla, “Hüseyin amcada da ne malafat varmış, karı bayağı bir bağırdı göt deliğine sokarken ya vay amına koyayım…” Uğur abimin suratına şaşırmış bir halde bakarak, “Şey mi yapıyorlar?…”, dedim. “Valla her bir şeyi yapıyorlar lan, sen ilk defa mı görüyorsun?”, diye sordu. “Hee”, dedim. Ağzını kapatarak güldü, “Her şeyin bir ilki vardır, seninki bugüne kısmetmiş lan güdük Necmi…” Güdük Necmi, o zamanlarda da hala bugünkü gibi çok sevilen Hababam Sınıfı’ndan sevilen ufak tefek sevimli bir karakterin adıydı, zaten öyle de olduğu için asıl ismim Metin olmasına rağmen Uğur abi bana o isimle sesleniyordu. Henüz dokuz on yaşında filandım o zaman, seks nedir, nasıl yapılır hiçbir fikrim yoktu. “Bebekler nereden çıkıyor?” dediğimde “Ananın amından çıkıyor!”, diyen annemden dayak yemişliğim vardı ama am nedir görmüşlüğüm yoktu, o gün o meselenin ayıp bir şey olduğunu ve ulu orta konuşulamayacağını öğrenmiştim. Hüseyin amcanın önce sikine diken batmış kocaman bir ayı gibi böğürdüğünü duyduk sonra da Refika teyzenin arkasından çekilip koca aletini donuna sokmaya çalışmasını izledik.

“Bana bak lan güdük, bundan kimseye bahsetmek yok ona göre, valla ağzına sıçarım”, dedi Uğur abi, aniden başımı yere doğru bastırarak “Saklan lan saklan, bak Hüseyin amca çıkıyor…” Az sonra perili evin girişinden Hüseyin amca sağı solu kolaçan ederek külhanbeyi havalarında çıktı, hızla topukladı dükkana doğru. Bir on dakika sonra da Refika teyze göründü kapıda, o da sağa sola baktı dikkatlice, sonra o da eve doğru hızlı hızlı seyirtti. “Ulan orospu Refika, bana vermiyon da gidip Hüseyin ayısına veriyon”, diyerek güldü Uğur abi. O anda Uğur abinin pantolonun önünün kabarmış olduğunu farkettim. “Hadi şimdi sen de topukla lan, benim az işim var burada. Geldin limon sıktın zaten zevkimize be güdük Necmi”, dedi. Ne yapacağını merak ettiysem de oradan kovulmuştum bir kere. Mecburen isteksiz bir şekilde eve döndüm. Annem, “Fırat’la Murat’ı babası denize götürmüş, sen bu saate kadar ne bok yedin lan sokaklarda?!”, diyordu. Tabi ki ona hiçbir şey anlatamazdım. Ama aklımda hala Uğur abiyle beraber gördüklerimiz vardı. Ama gördüklerim haricinde görmediğim bir şeyi daha çok merak ediyordum. Acaba Uğur abinin oarada başka ne işi vardı…?

Daha önce de söylediğim gibi ufak tefek ve çelimsiz olduğum için pek farketmezlerdi beni. O günden sonra Uğur abiyi gölge gibi takip etmeye başladım, bunu dedektiflik oyunu gibi düşünüyordum, ikizlerle oynamaktan daha cazip geliyordu bana çünkü gizli saklı bir şeyi keşfedecek olmanın heyecanı vardı üzerimde. Kapıda ayakkabılarını giyerken annesi ve kızkardeşlerine “Ben çıktım, haydi eyvalah”, diye bağırdığını duyar duymaz, ben de peşine düşüyordum. Genelde Uğur abi kendisi gibi serseri arkadaşlarıyla buluşuyor, mahalle sınırlarından dışına çıkıyorlardı, o zaman ben de perili evin bahçesine dönüp Fırat ve Murat’la oynamaya devam ediyordum. Bir gün yine Uğur abi evden çıkmış, bu kez doğruca perili evin yolunu tutmuştu, peşinde olduğumdan da haberi yoktu. Ben zaman zaman arabaların arkasına, kimi zaman da evlerin kapı girişlerine saklana saklana çaktırmadan izliyordum Uğur abiyi. Bir ara ona yetişmek için koştururken dükkanının kapısından dışarı çıkan Hüseyin amcayla çarpıştım. İstemeden ilk baktığım yer pantolonunun önü olmuştu. Ben koşa koşa uzaklaşırken, “Ne bakıyorsun ulan, açıkta bir şey mi var! Hassiktir git piç kurusu!”, dedi ardımdan.

Ben uzaktan Uğur abinin perili evin bahçesine girdiğini görünce, içeriye bahçe duvarında açılmış ancak benim geçebileceğim kadar dar olan bir delikten girmeye karar verdim. Bahçedeki çalılar hemen o deliğin arkasından başlıyordu, beni göremeyeceğine emindim. Dal ve yaprakların arasından Uğur abiyi görmeye çalışıyordum. Bir baktım Uğur abi tam da o sırada perili evin içine giriyordu. Ne yaptığını görmeye çalışıyor ama bir türlü de görmeyi beceremiyordum. Tam gizlendiğim yerden çıkıp onun peşinden içeri girmeyi düşünürken Uğur abi tekrar kapıda göründü. Eğer biraz hareket etseydim belki beni farkederdi ama etmemişti. Kolunun altında eski dergiler vardı, içerisi çok kötü koktuğundan burnunu tutuyordu kapıdan çıkarken. Doğruca benim bulunduğum çalılara doğru yürümeye başladı Uğur abi, ben de sessizce bahçe duvarına doğru geriye çekildim. Etrafı şöyle bir kolaçan ettikten sonra çalıların arasına uzanıp dergilerden birini eline aldı Uğur abi. Öteki eli, pantolonunun fermuarını açtı ve donundan dışarı Hüseyin amcanınkinden daha uzun ama hiç de ince olmayan bir alet çıkardı.

Uğur abi derginin sayfalarını çevirirken gördüğüm kadarıyla baldır bacak açıkta poz vermiş kocaman göğüslü, aşırı makyajlı kadınlar kurt gibi uzun boyalı tırnaklı elleriyle kıllı amlarını okşuyorlardı. Uğur abi de tükürdüğü eliyle sarı kıllarla kaplı aletini avuçlamış ovuşturuyordu. İlk defa bir aleti bu kadar yakından görüyordum, içimdeki bu his gizli bir şeyler yapıyor olmanın heyecanı mıydı yoksa Uğur abini aletini görmenin heyecanı mıydı o zamanlar bunu anlayacak yaşta değildim. Ama çok net olarak gördüğüm manzara fazlasıyla hoşuma gitmişti. Bacaklarımın arasında duyduğum bir sıcaklık hissi pipimi sertleştiriyordu. Uğur abi arada bir durup, sonra tekrar devam ederek aletiyle uzunca bir süre oynadı. Derken birdenbire soluk alışverişi değişti, sanki Hüseyin amcaya da olduğu üzere, canı yanıyormuş gibi sesler çıkarmaya başladı. Birdenbire iyice şişmiş aletinin ucundan süt gibi koyu bir sıvı akmaya başladı. Çok şaşırmıştım çünkü daha önce hiç görmediğim bir şeydi.

O sırada birden bacağıma tırmanan kocaman bir kara fatma görüp “Ebeni sikiyim!!!”, diye bağırdım. Uğur abi panikle elindeki dergiyi bir tarafa fıtrattı, beni henüz görememişti ama “Kim var lan orda?!”, diye bağırdı benim olduğum tarafa doğru, “Şimdi yakalayıp ben sikicem o ebeni”. Öylesine korkmuştum ki çalıların arasında bahçeye girdiğim deliğin yönünü şaşırmıştım. Bir anda ensemde bir tokat patlayıverdi: “Vay güdük vay! Lan beni mi röntgenliyordun anasını siktiğimin piçi?!” Yakamdan tutup kaldırdı, “Boşuna dememişler ava giden avlanır diye!”. “Abi valla ben bir şey görmedim! Ya valla görmedim!” Korkudan altıma edecek gibi olmuştum, Uğur abi de durumu fark etmişti. “Sakin ol piç, haydi gel gel beraber bakalım”, dedi sırıtarak. Otuzbir çektiği eli omuzumu mengene gibi sıkıyordu. Beni çeke çeke dergilerin yanına götürdü. “Seç beğen bir tane hadi, sana verecem lan, çekinme hadi seç!”, dedi. Ben üstten bir tane aldım elime. Üzerinde kocaman göğüslerini avuçlamış ağzından sarkan dili neredeyse göğüslerine değen etli butlu esmer bir porno yıldızı vardı. “Lan güdük, malın iyisinden anlıyon ha!”, dedi Uğur abi, “Bana bak Fırat’la Murat’a göstermek, dergiyi eve götürmek yok. Annen bunu evde görürse belamızı siker. Perili evin içine zulalayacaksın tamam mı lan?” Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı gördüğüm şeyler karşısında.

“Çok mu şaşırdın lan? İk defa mı am görüyorsun?” Asıl ilgimi çeken kadınlar değil neredeyse fotoğraflarda yüzleri hiç görünmeyen erkeklere ait kıllı kocaman aletlerdi. “Otuzbir çekiyor musun sen?”, diye sordu Uğur abi. Hayır anlamında kafamı salladım. “Çekiyorsundur çekiyorsundur da nasıl yapılır bilmiyorsundur muhtemelen…” Bazen evde yalnız kaldığımda pipimi koltuğun yastıklarına sürtmek hoşuma gidiyordu ama onun da bir tür otuzbir olduğunu bilmiyordum. “Öğretecem lan sana otuzbiri. İndir donunu hadi…” Çok utanıyordum, kıpkırmızı olmuştum. “Çok ufak pipin demek ki bu kadar utandığına göre”, deyince birden hırslanıp açtım fermuarımı, pipimi gösterdim. Uğur abi katıla katıla güldü, “Ulan şunun pipisine de bak, daha sünnet bile olmamışsın sen vay gavur vay”. Çok küçük göründüğümden bir sonraki yıl sünnet ettireceklerdi beni. Uğur abi yavaşça fermuarını indirip aletini çıkardı, “Bak sünnet olunca pipin böyle benimki gibi olacak, o ucundaki kısmı kesip atacaklar”.

Gözlerimi Uğur abinin aletinden alamıyordum, dokunmayı bile düşündüm ama muhtemelen beni eşek sudan gelene kadar döverdi. Kılları Uğur abinin saçları gibi sarıydı, sarımsı pembe bir derisi ve neredeyse şeker pembesi bir de kafası vardı aletinin. Hüseyin amcanınkinin aksine hiç de biçimsiz ve korkutucu görünmüyordu. Ben ağzım açık seyrederken Uğur abi hemen aletini pantolonuna geri soktu. Ben biraz daha uzun görebilmeyi, dokunup tutmayı hayal ederken o şansımı da kaybetmiştim. Sonra da bana pipimi nasıl tutup nasıl okşamam gerektiğini gösterdi. Merakla, “Uğur abi hani ucundan beyaz bir şey akıyor ya o ne?”, diye sordum, “Seninki daha akmaz, erkek olduğunda akacak ama, daha küçüksün”, diye yanıtladı, “Lan güdük Necmi, herşeyi de izlemişsin, bir de görmedim diyordun vay amına koyayım”. Sonra bana dergimi nereye saklayacağımı gösterdi, burnumuzu tuta tuta girdik perili eve. Uğur abi evin tahta döşemelerinden birini oynatıp yerinden çıkardı, dergileri dürüp oradaki boşluğa soktuk. Bana bakıp gülümsedi, “Bana böyle yol gösterip öğreten olmamıştı, bu iyiliğimi unutmazsın artık”, dedi.

Ve sonra aradan yıllar yıllar geçti… Liseyi bitirdim, üniversiteye de giremeyince ben de sıradan bir işe girdim derken bir şekilde kendi cinselliğimi de yaptığım bazı denemelerle keşfetmeye başladım. Beraber olduğum birkaç hayat kadını oldu önceleri ama bir türlü kadınlardan zevk alamadım. Kadınlara karşı cinsel bir etkilenme olmuyordu bende üstelik, aletim sertleşsin diye sürekli ekstralara para ödüyordum ama bir kadının ağzında sikim daha da küçülüyordu sanki. Bir defasında sürekli gittiğim annem yaşında bir hayat kadını aramızdaki samimiyete güvenip bana “Kocacım istersen ben de senin deliğini parmaklayayım, yanlış anlama bak normalde kimseye teklif bile etmem ama sen temiz çocuksun, bak gel beni dinle, bir de öyle dene…”, deyince kadınlarla yaptığım denemelerim de sona ermişti. Annem de bir yandan sürekli beni evlendirmeye uğraşıyordu ama ben sürekli yeni bahaneler buluyordum. Derken hevesle ilk bilgisayarımı aldım, başladım kendim gibi birilerini aramaya. Açıkçası sohbet kanallarında türlü türlü insanlarla karşılaşmam, herkesin cinsellikle ilgili farklı bir zevkinin olması bana yalnız olmadığımı hissettirmeye başlamıştı.

Bilgisayardan sohbet ettiğim erkeklerden bazılarıyla buluşuyor, beraber soyunup otuzbir çekiyorduk. Ama merak ettiğim halde hiç götten sikilmeyi yaşamamıştım ve içimden de önceleri gelmiyordu. Ne var ki alet gördüğümde adeta çıldırıyordum, benimki de o zaman iyice sertleşiyordu. Uğur abinin tanımına göre çoktan erkek de olmuştum ama hiç de erkek gibi hissetmiyordum kendimi. Gizli saklı yapıyordum her ne yapıyorsam. “Sen bu bilgisayarı alalı beri değişik bir hallerdesin Metin, değişik!”, diyordu annem, “Evlenmezsen evlenme be, oooof bıktım valla sana kız bulmak için hamam hamam dolaşmaktan. Bekar kal, bokunda boğul bana ne be!”. Annem hamamlarda mahallenin kızlarının orasına burasına bakarken, ben de erkeklerinin orasına burasına bakamaz mıydım? Bal gibi de bakardım. Böylece hamam maceralarım başladı. O hamamlarda yaşı benden büyük amcaların, dedelerin bile gözlerden uzakta nasıl rahat rahat ilişkiye girdiklerini kendi gözlerimle gördükten sonra hoşuma gitmeye başlamıştı hamama gitmek.

Bir gün gene hamamda kumral ve bıyıklı bir olgunu gözüme kestirmiştim. Oturmuş birbirimizin vücuduna bakıyor, hafif hafif otuzbir çekip zevkleniyorduk ki bana başıyla arka taraftaki odalara gelmem için sinyal çakıyordu gözleriyle. Kalktım gittim peşinden, içeri girip kapıyı kilitledik, belindeki peştemali çözdü ve muhteşem sertlikte tamamen traşlanmış lokum gibi bir aletle karşılaştım. Bir yandan göğsünü ve göbeğini öperken, bir yandan da o harika aleti sıvazlıyordum elimde. İştahla yalayıp emmeye başlamıştım bacaklarının arasına diz çöküp, bir yandan da kendime otuzbir çekiyordum. “Gel yanıma otur lan”, deyince kalkıp yanına oturdum, kucağına doğru eğildi ve tekrar aletini ağzıma aldım. Öyle çok zevk suyu akıtıyordu ki, çok hoşuma gitmişti yalamak. Ben aletini yalarken “Ben sadece saksoyla doymam amına koyayım..”, diyerek götümü okşuyordu. “Ben hiç sikilmedim ki”, dedim. “Gerçek mi? Bu göt belki de benim kısmetimdir”, dedi, “Benim aletin suyu da bol gelir, merak etme sert ve derin bile soksam acıtmam”. “Ondan değil, ben sikilmekten değil, sakso yapmaktan daha çok zevk alıyorum abi”, dedim. “Denemediğin şeyi nereden biliyorsun ki?”, dedi.

Açıkçası bu kumral adamdan çok hoşlanmıştım ve ilk defa onunla denemeyi de istiyordum. “Adın ne senin yavrum? Ben Uğur”, deyince kafamı kaldırıp gözlerine baktım… O anda birden yıllar önce yaşadığım o heyecanı hissettim. Bu adam gerçekten de Uğur abi olabilir miydi? Bıyıksız halini düşünmeye çalıştım, benziyordu. Ama çoktan taşınmışlardı mahalleden… “Ben de Metin”, dedim, “Ya da senin deyiminle güdük Necmi”… “Vay namussuz vay, ulan beni burada da mı buldun sen?”, dedi gülerek, “Hem de bunca sene sonra. Vay anasını be!” Ona mahalleden taşındıktan sonra nereye gittiklerini sordum. Bizim mahalleden çok uzak bir semtte oturmuşlar yıllarca, sonra Uğur abi iş kurup para biriktirip de evlenince yakınlarda bir semtte eve çıkmış.”Sen hala anne babanla mısın?”, diye sordu. “Evet”, dedim, “Evlenmedim be abi, evlenmeyi de düşünmüyorum…”. “Metincim yanlış anlama sakın ama bu sürekli yaptığım bir şey değil, eşim bir süredir benimle yatmak istemiyor, benim de kolayıma geliyor buralara takılmak… Göt sikmeyi seviyorum, kadın erkek fark etmiyor bana”. Sarılıp dudaklarına yapıştım, ateşli bir şekilde öpüştük. “Bana otuzbir çekmeyi sen öğretmiştin, hatırlıyor musun?”, dedim, “Ben seni hiç unutmadım”. Şaşırmış gibi başını saladı, “Şimdi sırada başka bir şey daha var sana öğreteceğim”, dedi…

Az sonra ben öne doğru domalıp bacaklarımı ayırmış, başımı duvara yaslamıştım. Uğur abi de bacaklarını dizden kırmış, ayaklarının üzerinde bıyıklı ağzıyla bekareti henüz alınmamış deliğimi yalayıp emiyordu. Zaman zaman sıcacık dilini içimde hissediyor, zevkten bağırmamak için kendimi zor tutuyordum. Çocukluğumda gördüğüm o bembeyaz döllerinin içime dolmasını istiyor, o hissi merak ediyordum. Aynı zamanda tadını da merak ediyordum Uğur abinin. Bacaklarımın arasından aşağı yukarı sallanan, kaya gibi sertleşmiş aletini ve kocaman taşşaklarını seyrederken onun az sonra deliğimin dudaklarıyla buluşacağına inanamıyordum. Uğur abi doğrularak aletinin başını deliğime bastırmaya başladı. Azıcık inledim.”Ses kes”, dedi, “Sakın ha bağırma amına koyayım… Bizi rezil edersin”. O bastırdıkça etim yırtılırmış gibi acıyordu, yüksek sesli bir inilti çıktı ağzımdan, aynı anda Uğur abinin eli bir tokat gibi yüzüme inerek kapattı ağzımı. “Offf deliğin hakkaten çok darmış be Metin”, dedi, “Ama daracık olan deliği de sikmek çok zevkli lan…”

Ben hem duyduğum acıdan, hem de zevkten titriyordum Uğur abi daha da ittirdikçe aletini. Birden sıcak sıcak tükürdü deliğime. “Kasma götünü! Fazla kasma lan!” Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum adama veriyordum işte sonunda. Rahatlamak istiyordum ama aleti çok büyük olduğundan canım yanıyordu. Bir süre sonra tek bacağımı yukarı kaldırıp deliğimin daha rahat açılması için kısa kısa sokup çıkarmaya başladı. Bir on dakika kadar sabırla o şekilde siktikten sonra güçlü kollarından biriyle belimden kavrayıp aletini taşaklara kadar götüme batırdı. Bir eliyle ağzımı kapatmasa, bütün hamam benim acı çığlıklarımla yankılanacaktı. Uğur abinin belimi saran kaslı ve kıllı kolarını, sırtıma değen orman gibi kıllarla kaplı göğsünü, erkeksi kokusunu hissetmek beni mest etmişti. Gözlerimden yaşlar akıyordu acıdan ama aynı zamanda da zevkten bayılacak gibi hissediyordum. Uğur abi yanaklarımdan süzülen göz yaşlarını yalayıp tekrar deliğime tükürdü. Deliğim cayır cayır yanıyordu.

Bir süre sonra ayağımı dayadığım banka oturup beni bir hamlede kucağına çekti. Götümün yanaklarının sıcacık taşaklarına değdiğini hissediyordum, “Haydi bakalım hoplamaya başla benimkinin üzerinde”. Bu arada beni hafifçe çevirerek yine sol bacağımı yukarı almış, koltuk altımdan kafasını sokarak sol göğüs ucumu ısırıp emiyordu beni hoplatırken. İnanılmaz bir zevk patlaması yaşıyordum aletinin her girip çıkmasıyla. Epeyce bir süre kucağında hopladıktan sonra beni kucağına bastırıp öylece tuttu. “Ohhhhh içine boşaldım lan…”, dedi bir süre sonra. “Götün öyle bir emiyordu ki sikimi içeride, dayanamadım fışkırtım içine”. İçim Uğur abinin dölleriyle dolmuş, deliğimin ağzından hafifçe sızıyordu. Üzerinden kalkıp boynuna sarıldım, öpmeye kalktım ama öpmedi beni. “Ben boşaldıktan sonra zevkim kaçıyor, öpüşemiyorum…”, diyordu. Sağlık olsun, dedim içimden, asıl önemlisi içimde Uğur abinin süt beyaz dölleri vardı artık.

Sonra odadan çıkıp sanki birbirimizi hiç tanımıyormuş gibi yıkanmaya gittik. Keşke odada daha uzun kalsaydık diye düşünüyordum. Odasına giderken ben de peşinden gittim, sürekli görüşebilmek için “Abi bana telefonunu verir misin?”, dedim. Uğur abi, “Metincim benim telefonu eşim de kullanıyor, ya ben vermeyeyim telefonumu, kusura bakmazsın değil mi?”, dedi,”Merak etme biz gene görüşürüz buralarda”… Fakat Uğur abiyle bir daha hamamda denk gelmedik. Onu görürüm düşüncesiye bazı günler üst üste gittiğim için orada adımın kötüye çıkmasını da umursamıyordum. Belki de Uğur abi onu tanıdığım için bunun riskli olduğunu düşünmüş, belki de ona karşı hislerimden korkmuş bir daha aynı hamama adımını atmamaya karar vermişti. Belki de başına kötü bir şey gelmişti kim bilir, ki umarım gelmemiştir… O ilk seferden sonra Uğur abiyle ilk defa beraber olduğum o hamam odasında başkalarına da verdim ama deliğimin gerçek sahibinin her zaman Uğur abi kalacağını bilerek.

Bugün hala bazen onu düşünerek otuzbir çekiyorum, boşaldığımda da döllerimi avucumdan sanki Uğur abininkilermiş gibi yalıyorum… Mahalledeki perili ev ise çoktan yıkıldı, yerinde sekiz katlı lüks bir apartman yükseliyor şimdi. Ne Uğur abinin arasına girip otuzbir çektiği çalılıklar var, ne de bahçe, o da otopark oldu. Artık herkes orada esk**en tek katlı bir ev olduğunu bile unuttu. Ama işte ben hala herşeyi o günkü gibi capcanlı hatırlıyorum…

Uğur abiler mahalleden taşınıp gittikten sonra, ben de ikiz mahalle arkadaşlarım Fırat’la Murat’a orada otuzbir çekmeyi öğretmeye kalkmış, hepimizin pantolonları yerdeyken her zamanki gibi Refika teyzeyi perili evin bodrumunda sikmeye gelen bakkal Hüseyin amcaya yakalanmıştık. “Tuuu Allah belanızı versin!”, diye bağırmıştı Hüseyin amca gözleri yuvalarından uğramış bir halde, “Hepinizi babalarınıza demezsem ne olayım!” “Heee tabi tabi, bir de sütlü kahve söyle, ben de Refika teyzenin kocası Ekrem amcaya anlatayım bari onunla bodrumda yaptıklarınızı…”, demiştim ergenliğin verdiği cesaretle. “Vay ağzına sıçtığımın piçi vay”, demişti bir tokat patlatıp,”Ulan sen var ya adam olmazsın piç!”… Olmadım da zaten. Ama otuzbiri öğretmeye kalktığım ikizler aldı yürüdü, biri doktor oldu, öteki de avukat. Ben de sonradan ne doktorlar, ne avukatlarla tanıştım ki her biri ayrı bir hikayeye konu olurdu. Ama hiçbiri bana Uğur abiyi unutturamıyor ve unutturamayacak da.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir